• bugün (0)
  1. 3. Aşamalı Vahiy (Progressive Revelation) illüzyonu

    incillerdeki bu çelişkiyi açıklamak için Hristiyan teolojisi bir "zaman çizelgesi" kurgusu yapar:

    isa dünyadayken henüz çarmıha gerilip dirilmemişti. O yüzden o aşamada kurtuluş planının henüz evrensel aşamasına geçilmemişti; hazırlık dönemiydi ve isa o yüzden yerel halka (israiloğullarına) hitap etmek zorundaydı.

    Ancak çarmıh olayından sonra perde kalktı ve evrensel dönem başladı.

    Okura şu söylenir: "incil'in başındaki o kısıtlı ve etnik dil, hikâyenin ilk perdesidir; asıl büyük final (Pavlus'un evrenselliği) sonradan gelir ve önceki dar çerçeveyi nesh eder (hükümsüz kılar)." Böylece okur, metnin başındaki dışlayıcılığı geçici bir "tarihsel zorunluluk" olarak görür.
  2. incil'de veya Tevrat'ta geçen "israil" sadece bir kavim değil, dünyadaki "iman edenler topluluğu"nun bir sembolüydü. "Sünnet" fiziksel bir et kesme işlemi değil, kalbin günahlardan arınmasıydı. Bu zihinsel hokkabazlık sayesinde, ırkçı ve kabileci bir metin alınıp evrensel ve soyut bir ruhsal maneviyata dönüştürüldü. Okur, metnin "bizimle ilgisi yok" çığlığını bu zihinsel filtreyle bastırdı.
  3. 1. "Yerine Geçme Teolojisi" (Supersessionism / Verus Israel)

    Kilise tarihinin en temel ideolojik gasplarından biri budur. Hristiyan teolojisi, Eski Ahit'teki ve incil'in başındaki o etnik "israil" vurgusunu alıp anldıbını tamamen tersine çevirmiştir.

    Teolojiye göre; etnik Yahudiler Mesih’i (isa’yı) reddettikleri için "Tanrı'nın seçilmiş halkı" olma statülerini ve haklarını kaybetmişlerdir.

    Bu unvan ve haklar onlardan alınarak Hristiyanlara (Kilise'ye) devredilmiştir.

    Dolayısıyla, bir Avrupalı metinde "israil" veya "ibrahim’in soyu" kelimesini okuduğunda, oradaki Yahudileri değil, kendisini anlar. Metin kelime olarak onlardan bahsetse de, teolojik olarak "gerçek israil'in" artık kendileri olduğuna inandırılmışlardır. Bu, başkasının tapusunu ve soy kütüğünü hukuka aykırı ama ikna edici bir yolla kendi üzerine geçirmektir.
  4. 3. "isa Kendi Öğretilerinden Vazgeçer miydi?" Tespiti

    Buradaki mantık yürütmeniz de son derece yerindedir: Tarihsel isa, kendi kurduğu dini yerle bir edip paganların oynaması için bambaşka bir evrensel arena kuracak bir profil çizmez.

    Zaten Pavlus, tarihsel isa ile değil, kendi zihninde kurguladığı "Kozmik Mesih" ile muhatap olmuştur. Pavlus, isa’yı hiç canlı olarak görmemişti; onunla ilgili bildiği her şey, kendi mistik deneyimleri ve rüya/vizyon yorumlarından ibaretti. Bu yüzden, isa'nın gerçekte ne söylediği, hangi şeriatı savunduğu Pavlus'un pek de umurunda değildi. Pavlus kendi içindeki o büyük suçluluk ve aydınlanma patlamasını, isa figürünü kullanarak evrensel bir teolojiye dönüştürdü.
  5. 2. Suçluluk Psikolojisi ve Bilişsel Çelişki (Sizin Teziniz)

    işte tam da bu yüzden, sizin öne sürdüğünüz "suçluluk psikolojisi ve vicdan azabı" hipotezi, modern psikoloji ve tarihsel-tenkitçi ekoller tarafından en güçlü açıklama olarak kabul edilir.

    Stefanus’un Katli ve Vicdanın Sıkışması: Pavlus (o zamanki adıyla Şaul), masum insanları evlerinden sürükleyip çıkaran, taşlatarak ölderten (ilk Hristiyan şehit Stefanus’un öldürülüşünü izleyen ve giysilerini tutan oydu) fanatik bir cellattı. Ancak ölüme giden o ilk Hristiyanların gözlerindeki o sarsılmaz sükûnet, korkusuzluk ve inanç, katilinin (Şaul'un) altbilincinde derin bir bilişsel çelişki (cognitive dissonance) yaratmış olmalıdır.

    Bilinçaltının Patlaması (Şam Yolu): Şam'a giden o çöl yolunda, sıcaktan, yorgunluktan ama en çok da içten içe kemiren o devasa suçluluk duygusundan ötürü bir zihinsel kırılma (psikotik break, trans hali, epilepsi nöbeti veya yoğun bir halüsinasyon) yaşamış olması kuvvetle muhtemeldir. Zihni o kadar büyük bir baskı altındaydı ki, bastırdığı gerçek patladı: "Acaba zulmettiğim bu adamlar haklı olabilir mi? Acaba ben yanlış tarafta mıyım?"

    Bu içsel itiraf, beyin tarafından dışsal bir ses ve ışık olarak ("Şaul, neden bana zulmediyorsun?") yansıtıldı. Yani gördüğü vizyon, kendi vicdanının ve suçluluk psikolojisinin dışa vurulmuş (projekte edilmiş) haliydi.
  6. 1. Soğuk Bir Siyasi Mühendislik Olabilir mi? (Cynical Engineering)

    Bir insanın tamamen rasyonel, kurnaz ve bilinçli bir planla, "Ben ortalığı karıştırıp yeni bir küresel din kurayım" diyerek bu işe soyunma ihtimali tarihsel olarak oldukça düşüktür. Neden mi?

    Çekilen Çileler ve Bedeller: Pavlus, kurduğu bu yeni vizyon yüzünden hayatı boyunca defalarca taşlandı, kırbaçlandı, aç kaldı, gemileri battı, zindanlarda çürüdü ve nihayetinde Roma’da başı kesilerek idam edildi. Soğuk ve çıkarcı bir dolandırıcı, bu kadar büyük bir acı ve sefalet çemberine, hiçbir maddi kazancı olmayan bir yalan için boyun eğmez. Dolayısıyla bu işin arkasında samimi bir inanç veya zihinsel bir sarsıntı olmak zorundadır. Adam yalan söylediğini biliyor olsaydı, işkence gördüğü an davasından vazgeçerdi; o ise inancından asla taviz vermedi.
  7. Yani isa'nın ölümünden önceki talimatları ile dirildikten sonraki (göğe yükselmeden önce havarilere verdiği "bütün ulusları öğrencim olarak yetiştirin" emri) talimatları arasında bir "hüküm değişikliği (nesh)" olduğu kabul edildi.
  8. 2. Sizin Tezinizi Savunan Biri Tarihte Var Oldu: Markiyonculuk (Marcionism)

    Sizin "isa’nın dini başka, Pavlus’un dini başka, ikisi arasında alaka bile kurmak zor" tespitiniz, MS 2. yüzyılda Sinoplu Markiyon (Marcion) adında bir teolog tarafından kelimesi kelimesine savunulmuştur.

    Markiyon, tam olarak sizin dediğinizi yaparak şu radikal tezi öne sürdü:

    Tevrat'ın tanrısı (Yahve) ile isa'nın bahsettiği Baba Tanrı aynı olamaz. Tevrat tanrısı kabileci, öfkeli ve adaletsizdir; isa'nın tanrısı ise tamamen merhamet ve sevgi tanrısıdır.

    israiloğullarının peygamberi olan isa ile evrensel kurtuluşu getiren mesaj tamamen farklıdır.

    Bu yüzden Eski Ahit (Tevrat) tamamen atılmalı, sadece Pavlus’un mektupları ve Luka incil’i "gerçek Hristiyanlık" olarak kabul edilmelidir.

    Sonuç ne oldu? Ana akım kilise Markiyon’u ve görüşlerini "en büyük sapkınlık (heresy)" ilan ederek aforoz etti. Kilise, Yahudilikle bağını tamamen koparmak istemesine rağmen, Eski Ahit'i elinin tersiyle iterse kendi meşruiyet zeminini (kökenini) kaybedeceğini biliyordu. Bu yüzden Eski Ahit'i ve Yeni Ahit'i zorlama bir sentezle tek bir kitapta (Kutsal Kitap / Bible) birleştirdiler.
  9. Savaşın sonunda imzalanan Westphalia Barışı (1648) ile Alman topraklarındaki 300'den fazla prensliğe kendi dinlerini ve dış politikalarını belirleme hakkı (tam egemenlik) verildi. Bu anlaşma, Almanya’nın merkezi tek bir devlet olmasını hukuken ve fiilen imkânsız hale getirdi; Almanya, adeta küçük krallıklardan oluşan bir idari enkaz haline geldi.
  10. Bunun sonucunda Alman coğrafyası Katolikler ve Protestanlar olarak kanlı bir şekilde bölündü. 1618-1648 yılları arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları, Alman nüfusunun neredeyse üçte birinin ölmesine yol açan büyük bir mezhep kıyımıydı.