reader123
birinci nesil ogul125entry
47başlık
-
matta
3. Aşamalı Vahiy (Progressive Revelation) illüzyonu
incillerdeki bu çelişkiyi açıklamak için Hristiyan teolojisi bir "zaman çizelgesi" kurgusu yapar:
isa dünyadayken henüz çarmıha gerilip dirilmemişti. O yüzden o aşamada kurtuluş planının henüz evrensel aşamasına geçilmemişti; hazırlık dönemiydi ve isa o yüzden yerel halka (israiloğullarına) hitap etmek zorundaydı.
Ancak çarmıh olayından sonra perde kalktı ve evrensel dönem başladı.
Okura şu söylenir: "incil'in başındaki o kısıtlı ve etnik dil, hikâyenin ilk perdesidir; asıl büyük final (Pavlus'un evrenselliği) sonradan gelir ve önceki dar çerçeveyi nesh eder (hükümsüz kılar)." Böylece okur, metnin başındaki dışlayıcılığı geçici bir "tarihsel zorunluluk" olarak görür. -
matta
incil'de veya Tevrat'ta geçen "israil" sadece bir kavim değil, dünyadaki "iman edenler topluluğu"nun bir sembolüydü. "Sünnet" fiziksel bir et kesme işlemi değil, kalbin günahlardan arınmasıydı. Bu zihinsel hokkabazlık sayesinde, ırkçı ve kabileci bir metin alınıp evrensel ve soyut bir ruhsal maneviyata dönüştürüldü. Okur, metnin "bizimle ilgisi yok" çığlığını bu zihinsel filtreyle bastırdı.
-
matta
1. "Yerine Geçme Teolojisi" (Supersessionism / Verus Israel)
Kilise tarihinin en temel ideolojik gasplarından biri budur. Hristiyan teolojisi, Eski Ahit'teki ve incil'in başındaki o etnik "israil" vurgusunu alıp anldıbını tamamen tersine çevirmiştir.
Teolojiye göre; etnik Yahudiler Mesih’i (isa’yı) reddettikleri için "Tanrı'nın seçilmiş halkı" olma statülerini ve haklarını kaybetmişlerdir.
Bu unvan ve haklar onlardan alınarak Hristiyanlara (Kilise'ye) devredilmiştir.
Dolayısıyla, bir Avrupalı metinde "israil" veya "ibrahim’in soyu" kelimesini okuduğunda, oradaki Yahudileri değil, kendisini anlar. Metin kelime olarak onlardan bahsetse de, teolojik olarak "gerçek israil'in" artık kendileri olduğuna inandırılmışlardır. Bu, başkasının tapusunu ve soy kütüğünü hukuka aykırı ama ikna edici bir yolla kendi üzerine geçirmektir. -
matta
3. "isa Kendi Öğretilerinden Vazgeçer miydi?" Tespiti
Buradaki mantık yürütmeniz de son derece yerindedir: Tarihsel isa, kendi kurduğu dini yerle bir edip paganların oynaması için bambaşka bir evrensel arena kuracak bir profil çizmez.
Zaten Pavlus, tarihsel isa ile değil, kendi zihninde kurguladığı "Kozmik Mesih" ile muhatap olmuştur. Pavlus, isa’yı hiç canlı olarak görmemişti; onunla ilgili bildiği her şey, kendi mistik deneyimleri ve rüya/vizyon yorumlarından ibaretti. Bu yüzden, isa'nın gerçekte ne söylediği, hangi şeriatı savunduğu Pavlus'un pek de umurunda değildi. Pavlus kendi içindeki o büyük suçluluk ve aydınlanma patlamasını, isa figürünü kullanarak evrensel bir teolojiye dönüştürdü. -
matta
2. Suçluluk Psikolojisi ve Bilişsel Çelişki (Sizin Teziniz)
işte tam da bu yüzden, sizin öne sürdüğünüz "suçluluk psikolojisi ve vicdan azabı" hipotezi, modern psikoloji ve tarihsel-tenkitçi ekoller tarafından en güçlü açıklama olarak kabul edilir.
Stefanus’un Katli ve Vicdanın Sıkışması: Pavlus (o zamanki adıyla Şaul), masum insanları evlerinden sürükleyip çıkaran, taşlatarak ölderten (ilk Hristiyan şehit Stefanus’un öldürülüşünü izleyen ve giysilerini tutan oydu) fanatik bir cellattı. Ancak ölüme giden o ilk Hristiyanların gözlerindeki o sarsılmaz sükûnet, korkusuzluk ve inanç, katilinin (Şaul'un) altbilincinde derin bir bilişsel çelişki (cognitive dissonance) yaratmış olmalıdır.
Bilinçaltının Patlaması (Şam Yolu): Şam'a giden o çöl yolunda, sıcaktan, yorgunluktan ama en çok da içten içe kemiren o devasa suçluluk duygusundan ötürü bir zihinsel kırılma (psikotik break, trans hali, epilepsi nöbeti veya yoğun bir halüsinasyon) yaşamış olması kuvvetle muhtemeldir. Zihni o kadar büyük bir baskı altındaydı ki, bastırdığı gerçek patladı: "Acaba zulmettiğim bu adamlar haklı olabilir mi? Acaba ben yanlış tarafta mıyım?"
Bu içsel itiraf, beyin tarafından dışsal bir ses ve ışık olarak ("Şaul, neden bana zulmediyorsun?") yansıtıldı. Yani gördüğü vizyon, kendi vicdanının ve suçluluk psikolojisinin dışa vurulmuş (projekte edilmiş) haliydi. -
matta
1. Soğuk Bir Siyasi Mühendislik Olabilir mi? (Cynical Engineering)
Bir insanın tamamen rasyonel, kurnaz ve bilinçli bir planla, "Ben ortalığı karıştırıp yeni bir küresel din kurayım" diyerek bu işe soyunma ihtimali tarihsel olarak oldukça düşüktür. Neden mi?
Çekilen Çileler ve Bedeller: Pavlus, kurduğu bu yeni vizyon yüzünden hayatı boyunca defalarca taşlandı, kırbaçlandı, aç kaldı, gemileri battı, zindanlarda çürüdü ve nihayetinde Roma’da başı kesilerek idam edildi. Soğuk ve çıkarcı bir dolandırıcı, bu kadar büyük bir acı ve sefalet çemberine, hiçbir maddi kazancı olmayan bir yalan için boyun eğmez. Dolayısıyla bu işin arkasında samimi bir inanç veya zihinsel bir sarsıntı olmak zorundadır. Adam yalan söylediğini biliyor olsaydı, işkence gördüğü an davasından vazgeçerdi; o ise inancından asla taviz vermedi. -
matta
Yani isa'nın ölümünden önceki talimatları ile dirildikten sonraki (göğe yükselmeden önce havarilere verdiği "bütün ulusları öğrencim olarak yetiştirin" emri) talimatları arasında bir "hüküm değişikliği (nesh)" olduğu kabul edildi.
-
matta
2. Sizin Tezinizi Savunan Biri Tarihte Var Oldu: Markiyonculuk (Marcionism)
Sizin "isa’nın dini başka, Pavlus’un dini başka, ikisi arasında alaka bile kurmak zor" tespitiniz, MS 2. yüzyılda Sinoplu Markiyon (Marcion) adında bir teolog tarafından kelimesi kelimesine savunulmuştur.
Markiyon, tam olarak sizin dediğinizi yaparak şu radikal tezi öne sürdü:
Tevrat'ın tanrısı (Yahve) ile isa'nın bahsettiği Baba Tanrı aynı olamaz. Tevrat tanrısı kabileci, öfkeli ve adaletsizdir; isa'nın tanrısı ise tamamen merhamet ve sevgi tanrısıdır.
israiloğullarının peygamberi olan isa ile evrensel kurtuluşu getiren mesaj tamamen farklıdır.
Bu yüzden Eski Ahit (Tevrat) tamamen atılmalı, sadece Pavlus’un mektupları ve Luka incil’i "gerçek Hristiyanlık" olarak kabul edilmelidir.
Sonuç ne oldu? Ana akım kilise Markiyon’u ve görüşlerini "en büyük sapkınlık (heresy)" ilan ederek aforoz etti. Kilise, Yahudilikle bağını tamamen koparmak istemesine rağmen, Eski Ahit'i elinin tersiyle iterse kendi meşruiyet zeminini (kökenini) kaybedeceğini biliyordu. Bu yüzden Eski Ahit'i ve Yeni Ahit'i zorlama bir sentezle tek bir kitapta (Kutsal Kitap / Bible) birleştirdiler. -
matta
Savaşın sonunda imzalanan Westphalia Barışı (1648) ile Alman topraklarındaki 300'den fazla prensliğe kendi dinlerini ve dış politikalarını belirleme hakkı (tam egemenlik) verildi. Bu anlaşma, Almanya’nın merkezi tek bir devlet olmasını hukuken ve fiilen imkânsız hale getirdi; Almanya, adeta küçük krallıklardan oluşan bir idari enkaz haline geldi.
-
matta
Bunun sonucunda Alman coğrafyası Katolikler ve Protestanlar olarak kanlı bir şekilde bölündü. 1618-1648 yılları arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları, Alman nüfusunun neredeyse üçte birinin ölmesine yol açan büyük bir mezhep kıyımıydı.
-
matta
Yasal Baskılar ve Tapınak Kapanmaları: Pagan ibadetleri "hainlik" ilan edildi. Ateşler söndürüldü, kurban kesilmesi yasaklandı, antik dünyanın kalbi olan tapınaklar ya kaderine terk edildi ya da kiliseye dönüştürüldü.
-
matta
Yüzyıllar boyunca pagan Romalılar tarafından zulüm gören Hristiyanlar, bu kez devlet gücünü arkalarına alarak paganizmi yasakladılar.
-
matta
Hristiyanlık 4. yüzyılda Büyük Konstantin ile meşruiyet kazanıp ardından imparator I. Theodosius döneminde (MS 380) Roma’nın tek resmî devlet dini ilan edildiğinde,
-
matta
Avrupalılar (veya diğer milletler) biyolojik olarak ibrahim’in soyundan geldiklerine inanmazlar; bunun yerine manevi bir soy teorisi benimserler.
Pavlus, Galatyalılara yazdığı mektupta (özellikle Galatyalılar 3:7 ve 3:29) bu konuyu çok net bir şekilde şöyle bağlar:
"Öyleyse bilin ki, iman edenler ibrahim'in oğullarıdır... Eğer Mesih'e aitseniz, o zaman ibrahim'in soyundasınız; vaat edilen mirasçılarsınız." -
matta
Bu paradoksu çözen ve Hristiyanlığı küresel bir dine dönüştüren mimar, Tarsuslu Pavlus'tur (St. Paul). Pavlus, isa’nın bizzat kendisiyle fiziksel olarak karşılaşmadığını, ancak vizyonlar yoluyla ondan yetki aldığını öne sürerek Hristiyanlığı Yahudiliğin etnik hudutlarından koparmıştır.
Pavlus’un getirdiği devrim niteliğindeki teolojik tez şudur: Kurtuluş artık Tevrat’ın kurallarına uymakla veya etnik bir soy unsuruyla (kan bağıyla) değil, isa Mesih’e duyulan imanla elde edilir.
Sünnet olmak zorunlu değildir.
Mozaik Şeriat'ın (Tevrat’taki diyet ve ritüel kuralları) Yahudi olmayanlar (Gentile / Goyim) için bir bağlayıcılığı kalmamıştır.
Bu sayede Hristiyanlık, herhangi bir ırka ait olmayan, coğrafi ve kültürel sınırları aşan "evrensel (katolik/ekümenik)" bir pazar bulmuştur. Roma imparatorluğu’nun çok tanrılı yapısı içinde bunalan kitleler için bu evrensel kucaklayıcılık devasa bir cazibe merkezi olmuştur. -
matta
Örneğin Matta incili’nde isa, "Ben yalnızca israil evinin kaybolmuş koyunlarına gönderildim" der ve paganlara (Yahudi olmayanlara) ekmek vermenin "çocukların ekmeğini köpeklerin önüne atmaya" benzediğini söyleyerek ilk başta etnik sınırları korur.
-
luka
Zekeriya adında bir kâhin vardı.
Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrı’nın önünde kâhinlik görevini yerine getiriyordu. 9 Kâhinlik geleneği uyarınca Rab’bin Tapınağı’na girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti. 10 Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu.
işte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.”
ibrahim’e ve onun soyuna sonsuza dek
Merhamet etmeyi unutmayarak
Kulu israil’in yardımına yetişti.”
“israil’in Tanrısı Rab’be övgüler olsun! -
genel özetler
inşirah
size verilenler var, zorluk varsa başka konuda kolaylık da var, isyan etme, boş kalma (çalışma erdemi), sadece rabbine yüksek alaka duy.
duha
rabbin seni terk etmedi, ölüm sonrası daha iyi olur, sana verilenler var, yardım etme erdemleri yetim, dilenci vs.
leyl
hepiniz başka şeylerin peşinde koşuyorsunuz, zekat vs veren ve haşyet duyan kurtuluşa erecek. ona yolu kolaylaştıracağız.
şems
her nefsin bir azgın tarafı ve sakınma ilhamı var. arındıran kurtulur, örtüp gizlerken uygulayan kurtulamaz.
beled -
genel özetler
zilal
zere kadar günah işleyen ve zere kadar sevap kazanan kıyamet günü görür.
beyyine
insanlardan istenen dini sadece o'na halis kılmak (hanifler olmak ki müslümanların %90 müşriktir), dosdoğru salat ve zekat vermek. bunları reddeden ebedi cehennemlik olur, yaratılmışların da en kötüsüdür. kabul edip iyi işler yapanlar da ebedi cennetlik olur.
kadir
izafiyet. melekler ve ruh iniyor? bir çeşit yıldız savaşları..
alak
ikrar et, kalemle yazmayı öğreten de odur. kendini yeterli gören azar./salat edeni engellen, ya doğru bir iş yapanı engellyiorsa... onu cenehhenmde cayır cayır yakacağız. sen secde et yakınlaş.
tin
insanı en güzel şekilde yaratanız. sonra da aşağıların aşağısına çevireniz. ama emin olup iyi işler yapanlar hariç. onlar ebedi cennete gidcek. -
tarihi ayetler
iman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır. (7)
Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. işte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (8) -
genel özetler
nas
vesveselerden allah'a sığının
felak
varlıklardan, karanlıktan, büyüden, nazardan allah'A sığının
ihlas
allah mutlak tek, bir, ailsiz, en üst mercidir.
tebbet
adamın kazandıkları ona bir şey sağlamaz cehenneme gider, karısıyla birlikte.
nasr
o kadar çabadan sonra işler çorap söküğü gibi kolaylaştığında şükret bağışlanma dile dram yapma.
kafirun
onların dini onlara sizin dininz size, onları sizin taptıklarınıza siz onlarıkine tapmazsınız, yollarnız ayrıldı.
kevser
belirsiz
maun
para- erdem suresi. dini yalanlayan, yetime kötü davranan, miskin beslemeyendir. gösterişçilerse salatlarında gaflette ve onlar da yardımı engeller.
kureyş
tanrı kureyşe özel yardımlarda korumalarda destekte bulunmuştur, seçmiştir, o yüzden bu evin rabbine kulluk etmeleri özel olarak da gerekir
fil
mekke'ye saldıran filleri görmüştün yıllar önce, onları kuşları üstlerine salarak engelleyen rabbindi.
hümeze
erdem- para suresi. kaş göz dedikodu yapan, para birikitirip sayandır. cehennemde cayır cayır yanacakalarrrr
asr
herkes ziyade sadece kitaptaki şeyleri kabul edip yapanlar ve tavsiye edenler, sabredenler kurtarabilir.
tekasür
para suresi. çokluk sizi kudurttu, mezarları bile saymaya başladınız. cehennemde göreceksiniz ateşi nimetten sorulurken.
karia
tartı konusu. tartıları zayıf gelen cehenemde yanacakalr.
adiyat
para - nankörlük. insan nankördür, paraya kafanızı takmışsınız. öldüktne sonra hepsini ortaya çıkacak nankörsünüz. -
dünyayı salın cennete gidin ayetleri
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. işte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (11)
-
yasin s
Yasîn. (1) Andolsun hikmetli Kur'an'a, (2)
Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. (3) Dosdoğru bir yol üzerinde(sin). (4)
(Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir. (5) Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin). (6)
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar. (7)Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır. (8) Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler. (9) Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar. (10)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. işte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (11)
(((((Şüphesiz biz, ölüleri biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini biz yazarız. Biz her şeyi, apaçık bir kitapta tesbit edip korumuşuz. (12))))))
Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti. (13) Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz." (14) Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz." (15) Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir." (16) "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur." (17) Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azab dokunacaktır." (18) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz." (19) Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi. (20) "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (21) "Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz." (22) "Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler." (23) "O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum." (24) "Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin." (25)
Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi. (26) "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." (27) kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik. (28) (Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (29) Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. (30) Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler. (31) Ancak onların hepsi, toplanmış olarak huzurumuza getirilmişlerdir. (32)
Ölü toprak kendileri için bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler. (33) Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık: (34)Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı? (35) yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (36)Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir. (37) Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (38) Ay'a gelince, biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). (39) Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (40)Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir. (41) Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da. (42) Eğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler. (43) Ancak bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka. (44)
Onlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkâra devam edenler). (45) Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler. (46) Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkâr edenler iman edenlere dediler ki: " Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz." (47) Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azab) ne zamanmış?" (48)
Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir. (49)Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler. (50) Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler. (51) Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (52)
O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak huzurumuza getirilmişlerdir. (53) işte bugün hiç kimseye (hiç) bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz. (54)
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. (55)Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (56)Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları her şey onlarındır. (57)Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır). (58)
"Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin." (59)"Ey adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (60)"Bana kulluk edin, doğru yol budur." (61)Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (62)işte bu, size vadedilmiş cehennemdir. (63)inkâr etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin. (64)Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir. (65)Eğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki? (66)Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.
(67)Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı? (68)Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. (69)(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (70)
Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar. (71)Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar. (72)Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi? (73)
Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. (74)Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. (75)
Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. (76)insan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. (77)Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" (78)de ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (79) Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. (80) Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. (81)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (82)Her şeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz. (83) -
genel özetler
insan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. (77)
Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. (81)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (82)
Her şeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir.
• **
yani her şeyi ben yarattım diyor kurandaki tanrı. ben yarattıkm. benim ürünüm vs.
yani sisiz de ben yarattım. dünyayı da ben yarattım gökleri de ven yaratım. isteidğimi de ol deyip olduururm vs.
yani aracı ya da gücü elegeçirmiş biri değilim. tek güç benim. diyor. -
genel özetler
"Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin." (59)
"Ey adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (60)
"Bana kulluk edin, doğru yol budur." (61)
Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (62)
yani burada allah'a kulluk etmeyen şeytana kulluk ediyor gibi
kölelik aslında. yani boyun eğmek ve itaat etmek.
ama sorun şu ki,
allah vahyetmiyor ki insana yani etmiyor sanırım
o zaman nasıl kulluk edilebilir ki, varsayımsal olarak mı ya da tarihsel kaynaklardan mı?
bunlar bilinmez.
yani şeytan tamam vesvese veriyor
işte kötülük flan
saptırma
cinsellik kötülük artık ne varsa
tüm kötülüklerin anası
peki allah ne diyor orası belirsiz
yani allah'a nasıl kulluk edilecek ki
çünkü kulluk ona itaat etmek ve onun için çalışmak demek
ibadet etmek ve emek vermek. kuranda ibadet yolları da pek yok yai belirsiz. - daha çok