-
Yasal Baskılar ve Tapınak Kapanmaları: Pagan ibadetleri "hainlik" ilan edildi. Ateşler söndürüldü, kurban kesilmesi yasaklandı, antik dünyanın kalbi olan tapınaklar ya kaderine terk edildi ya da kiliseye dönüştürüldü.
-
Yüzyıllar boyunca pagan Romalılar tarafından zulüm gören Hristiyanlar, bu kez devlet gücünü arkalarına alarak paganizmi yasakladılar.
-
Hristiyanlık 4. yüzyılda Büyük Konstantin ile meşruiyet kazanıp ardından imparator I. Theodosius döneminde (MS 380) Roma’nın tek resmî devlet dini ilan edildiğinde,
-
Avrupalılar (veya diğer milletler) biyolojik olarak ibrahim’in soyundan geldiklerine inanmazlar; bunun yerine manevi bir soy teorisi benimserler.
Pavlus, Galatyalılara yazdığı mektupta (özellikle Galatyalılar 3:7 ve 3:29) bu konuyu çok net bir şekilde şöyle bağlar:
"Öyleyse bilin ki, iman edenler ibrahim'in oğullarıdır... Eğer Mesih'e aitseniz, o zaman ibrahim'in soyundasınız; vaat edilen mirasçılarsınız."
-
Bu paradoksu çözen ve Hristiyanlığı küresel bir dine dönüştüren mimar, Tarsuslu Pavlus'tur (St. Paul). Pavlus, isa’nın bizzat kendisiyle fiziksel olarak karşılaşmadığını, ancak vizyonlar yoluyla ondan yetki aldığını öne sürerek Hristiyanlığı Yahudiliğin etnik hudutlarından koparmıştır.
Pavlus’un getirdiği devrim niteliğindeki teolojik tez şudur: Kurtuluş artık Tevrat’ın kurallarına uymakla veya etnik bir soy unsuruyla (kan bağıyla) değil, isa Mesih’e duyulan imanla elde edilir.
Sünnet olmak zorunlu değildir.
Mozaik Şeriat'ın (Tevrat’taki diyet ve ritüel kuralları) Yahudi olmayanlar (Gentile / Goyim) için bir bağlayıcılığı kalmamıştır.
Bu sayede Hristiyanlık, herhangi bir ırka ait olmayan, coğrafi ve kültürel sınırları aşan "evrensel (katolik/ekümenik)" bir pazar bulmuştur. Roma imparatorluğu’nun çok tanrılı yapısı içinde bunalan kitleler için bu evrensel kucaklayıcılık devasa bir cazibe merkezi olmuştur.
-
Örneğin Matta incili’nde isa, "Ben yalnızca israil evinin kaybolmuş koyunlarına gönderildim" der ve paganlara (Yahudi olmayanlara) ekmek vermenin "çocukların ekmeğini köpeklerin önüne atmaya" benzediğini söyleyerek ilk başta etnik sınırları korur.