Bu paradoksu çözen ve Hristiyanlığı küresel bir dine dönüştüren mimar, Tarsuslu Pavlus'tur (St. Paul). Pavlus, isa’nın bizzat kendisiyle fiziksel olarak karşılaşmadığını, ancak vizyonlar yoluyla ondan yetki aldığını öne sürerek Hristiyanlığı Yahudiliğin etnik hudutlarından koparmıştır.
Pavlus’un getirdiği devrim niteliğindeki teolojik tez şudur: Kurtuluş artık Tevrat’ın kurallarına uymakla veya etnik bir soy unsuruyla (kan bağıyla) değil, isa Mesih’e duyulan imanla elde edilir.
Sünnet olmak zorunlu değildir.
Mozaik Şeriat'ın (Tevrat’taki diyet ve ritüel kuralları) Yahudi olmayanlar (Gentile / Goyim) için bir bağlayıcılığı kalmamıştır.
Bu sayede Hristiyanlık, herhangi bir ırka ait olmayan, coğrafi ve kültürel sınırları aşan "evrensel (katolik/ekümenik)" bir pazar bulmuştur. Roma imparatorluğu’nun çok tanrılı yapısı içinde bunalan kitleler için bu evrensel kucaklayıcılık devasa bir cazibe merkezi olmuştur.